Blog

HomeDekorasyonDeko-Diğerİyi bir Koku tercihi nasıl yapılır?

İyi bir Koku tercihi nasıl yapılır?

Koku uzmanı Vedat Ozan, birikimlerini bir kitapta topladı. İnsanın gizli pusulası burnunun izinden giden ‘Kokular Kitabı’nın yazarına göre, iyi koku kötü kokudan ziyade yaşanılan kültüre bağlı olarak kokulara ilişkin yargılarımız var.

Vedat Ozan, koku denince Türkiye’de akla gelen ilk isim. Üç yıl boyunca her hafta Açık Radyo’da ‘Koku’ adlı programı hazırlayıp sundu. Koku duyusuyla ilgili birçok konferansa katıldı, dergilerde makaleler kaleme aldı. Hâlâ Bilgi Üniversitesi Kültür İncelemeler lisansüstü programında koku ve duyuların kültürel tarihi adı altında dersler veriyor. Aynı zamanda koku duyusu üzerine atölyeler düzenliyor. Kısacası koku duyusunun tarihi, kültürel ve sosyolojik boyutlarını geniş kitlelere anlatmak konusunda yapılabilecek her şeyi yapan Ozan, bir tek şey yapmamıştı ki ona da kısa bir süre önce el attı. Ve kokunun kitabını yazdı. Everest Yayınları’ndan çıkan Kokular Kitabı, Ozan’ın dört cilt olarak düşündüğü serinin ilk kitabı. Radyo programında ve derslerinde kokuya ilişkin bilgileri hikâyeleştirerek verme konusunda özel yetenek sahibi olan Ozan, kitapta da aynı yolu izlemiş. Kokunun izinden giden Ozan’ın yolculuğunun çok küçük bir bölümüne biz de iştirak ettik.

Bazı insanlar daha iyi koku alırken, bazılarının bu duyusu neden daha zayıf? Koku alma duyusu gelişen bir şey mi?

Koku duyusu gelişen bir şey ama doğuştan gelen farklılıkları yok saymamak lazım. Bu sebeple herkesin koku alma eşiği farklı. Ben buradaki mevcut kokuyu almayabilirim ama siz daha düşük yoğunlukta o kokuyu alabilirsiniz. Canlı türleri arasında da fark var. Köpekler bizden çok daha fazla, ortamda var olduğunu düşünmediğiniz kokuları alabiliyor. İnsanlar arasında da farklar var ama bu çok problem oluşturmuyor çünkü koku aynı zamanda öğrenilen bir şey. Koklayıp öğrenebiliyorsunuz, parfüm okullarında yapılan da bu.

Ne öğreniyor insanlar parfüm okullarında?

Biz kokuları hep toplam koku olarak düşünüyoruz. Yani gül kokusu dediğimiz zaman sanki o tek başına bir şeymiş gibi düşünüyoruz ama aslında onun içinde bir sürü parça var. Eğitimler yapılırken tek tek parçalar öğreniliyor. Gülün içinde rastladığımız bir şeye lavantada da rastlayabiliyoruz.

Koku duyusu gelişen bir şey onu anladık, peki aynı zamanda bastırılan da bir şey mi?

Koku almanın ayarı irademize bırakılmış bir şey değil. Zira koku almamız nefes almamızla ilgili ve nefes çok yaşamsal bir şey. Gözünüzü kapatabilirsiniz, kulağınızı tıkayabilirsiniz. Ama burnunuzu kapatamıyorsunuz. Bastırılma da kokuyu almada değil, kokuyu tanımla ve yorumlamada olmuş olabiliyor. Öğrenilen bir şey olduğu için biz onu kişisel ve kültürel olarak nasıl kabulleniyorsak o şekilde tepkiler veriyoruz.

Nasıl mesela?

İyi-kötü de böyle bir şey aslında. İyi koku, kötü koku diye bir şey yok. O kokular o etiketleriyle var değil. O etiketleri biz takıyoruz zihnimizde. Çok sık verdiğim bir örnek var. Bir bebeğin altını açtığınızda bebekte hiçbir rahatsızlık yok. Siz tuvalet eğitimini verene kadar böyle gidiyor. Siz eğitimi verdiğiniz anda dışkı yabancı bir şey oluyor ve kokusu kötü oluyor.

O zaman ‘kötü koku yoktur, önyargılarımız vardır’ mı demek lazım?

Önyargı demeyeyim. Bulunduğumuz kültür çok belirleyici bir şey. Beslenme alışkanlıkları, inançlar kokulara ilişkin yargılarımızı besliyor. Bir Müslüman ya da Yahudi toplumunda domuz eti yemiş birinin kokusu hemen fark edilir. Keza koyun gibi küçükbaş hayvan tüketmeyen Amerika’ya gittiğiniz zaman da sizin vücut kokunuz fark edilir. Süt tüketmeyen yüzde 35-40 gibi bir nüfus var. Çin’in kuzeyini saymayın. Alt kısmında komple laktoz intoleransı denilen olay var ve orada süt kullanamıyor, zehir gibi addediyorlar. Siz süt tüketen biri olarak hemen fark ediliyorsunuz ve ötekileştiriliyorsunuz. Organik yapıdan kültürel, inanç ve siyasi yapıya kadar her şey kokuya ilişkin yargılarımızı etkiliyor. Parmesan peynirinin içinde birtakım moleküller var. Bu moleküller kusmuk kokusunda da terli çorap kokusunda da olabilir. Bal kokusunun içindeki bir kısım moleküller beklemiş idrar kokusunun içinde de olabilir. Sözel ve görsel yönlendirme çok önemli. Bu konuda yapılmış bir deney de var. Kapısında parmesan peyniri yazan bir odaya denekler alınıyor. Odadan ağızları sulanarak çıkıyorlar. Bir hafta sonra aynı koku kapıda kusmuk yazılarak yapılıyor. Herkes ‘iğrenç bir koku’ diyor. Ben de derslerde aynı şeyi yapıyorum. Bal idrar örneğini deniyorum.

Kitapta ‘kötü kokuyu fark etmeye başlamak bir nevi masumiyetin kaybı’ diye bir tespitiniz var. Ne demek istiyorsunuz?

Kötü koku ya da iyi kokudan ziyade kuvvetli koku ya da zayıf koku. Koku kuvvetli geldiği zaman bizim için uyarı niteliği taşıyor. Bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peyniri bir kerede ağzınıza atabilirsiniz ama aynı büyüklükteki bir rokför peynirini hayat boyu ağzınıza atamazsınız çünkü kokusu çok kuvvetlidir.

Kokuların hatıraları canlandırmada etkisinin diğer duyulara göre daha fazla olduğu söylenir…

Koku duyumuzun beynimizde işlendiği merkeze limbik sistem diyoruz. Bu aynı zamanda hafızamızın ve duygusal oluşumlarımızın işlendiği bir merkez. Koku duyularımız hariç diğer duyulardan gelen uyarılar, bilişsel bir sistemden geçip limbik sisteme giderken koku duyusu böyle bir süzgeçten geçmeyip direkt oraya gidiyor. Dolayısıyla kokuyla aldığımız uyarı hafızamızda serbest bir duygusal alan içinde hareket ediyor. Her duyudan gelen uyarı bize bir şey hatırlatabiliyor. Koku duyusundan gelen uyarı hatırlatmaları daha duygu yoğun oluyor. Yani en büyük fark bu. Koku bizim duygu durumumuzu diğerlerinden çok daha çabuk değiştirebiliyor. Mesela bir kokuyu koklayıp da ‘annemin yatak odası gibi kokuyor’ demeniz ve gülümsemeniz böyle. Görsellikte saniyenin binde birinde bile olsa çok kısa sürede mantıksal bir değerlendirme yapıyoruz. ‘Duvarda bir tablo, renkler var. O renkler bana çocukluğumdaki şu günleri hatırlatıyor’ gibi bir zincir izliyor. Kokuda tak diye duygu değişiyor.

Koku duyarlılığı çok yüksek olan kişilerde durum nasıl?

O da bir problem tabii. Normal algının dışında düşük koku algısı, yüksek koku algısı gibi rahatsızlıklar var. Ortamda olmayan bir kokuyu varmış gibi algılama durumu da var. Fantozmia dediğimiz şey. Aslında hoş kabul edilen bir kokuyu, gül kokusunu dışkı kokusu gibi algılama durumu da var. Kakozmia dediğimiz şey. Kokuyu çok bilmediğimiz için yoksunluğu ve sapmaları hakkında da bilgi sahibi değiliz ama çok şükür son zamanlarda bu konuda ciddi çalışmalar başladı.

Parfüm kokusu genelde hoş karşılanan bir koku fakat kokunun yoğunluğu arttıkça çok kötü de gelebiliyor. Fazla parfüm kullanmak iyi bir şey mi?

Yoğun parfüm kokusu olmaması gereken bir şey. İnsanın birinci bölge dediğimiz bir bölgesi var. Kollarınızı yana açtığınızda parfümün bu bölgenin içinde kalması lazım. O bölgeyi aştığınız zaman başkasının mahremiyetine tecavüz etmiş oluyorsunuz. Bir yerde yemek yiyorsunuz, yemeğin kokusunu engelleyecek kadar yoğun bir parfüm kokusu geliyor burnunuza. İnsanlar o kokudan hoşlanmıyor olabilir.

Kokuyla daha fazla haşır neşir olduğunuzdan beri hayatınızda neler değişti?

Seçici algı artıyor. Bu işle uğraşmak biraz da obsesyon (takıntı) göstergesi. Obsesyon her zaman olumsuz bir şey demek değildir. Benim kaybettiğim şeylerden biri şu: Siz parfümü duyduğunuzda ‘aaa çok hoş’ diyor olabilirsiniz, ben ister istemez analitik yaklaşıyorum. İçinde ne var, ah keşke şu biraz daha olsaydı gibi. Bu iyi bir şey değil tabii masumiyetin kaybı. Ama bu işin de bedeli.

Koku üzerinden ötekileştirme yapılıyor

Kokulara koyduğumuz etiketler ırkçılığa kadar götürebilir mi insanı?

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın seçimler öncesinde ırkçı bir söylemi vardı, ‘Benim vatandaşım işsizken bir göçmen pis kokusuyla evde rahat rahat oturuyor.’ diye. Amerika’da siyahlara yönelik bu tip söylemler var. ‘Siyahların kokuları vardır’ deniyor, var tabii. Hindistan’dan birini Kopenhag’a götürdüğün zaman o kişi vücut kokusuyla beraber geliyor. O soğuk iklimde yaşayan insanla sıcacık iklimde yaşayan insanın vücudunun aynı kokuyu vermesini beklemek normal değil. Fakat aynı şekilde bir Çinli için de süt ve tereyağıyla beslenen Batılıların vücut kokusu itici olabilir. Herkesi ‘ben’ gibi görmek istediğiniz için böyle bakıyorsunuz ve ötekileştiriyorsunuz. Onun da bir kültürü var ve o bana yabancı geliyorsa ben de onun kültürü içine girdiğimde yabancı oluyorum. O zaman şu yabancı kelimesini ortamdan çıkartalım.

Kokusuz hayat intihara kadar götürüyor

Görmeyince ya da duymayınca hayat çok zor olurmuş gibi geliyor da koku almasak idare edermişiz gibi sanki. Bu doğru mu?

Koku duyusunun hiç alınmadığı duruma anozmi deniyor. Doğuştan ya da sonradan olabilen anozmi durumları var. Yaşam kalitesinin çok ciddi şekilde düştüğünü söyleyebilirim. Lezzet dediğimiz şeyin aşağı yukarı yüzde 80’ini koku oluşturuyor çünkü. Her ne kadar biz nezle olduğumuzda ağzımızın tadı yok filan desek de aslında her zaman ağzımızın tadı var. Çünkü tat dediğimiz şey tatlı, tuzlu, acı, ekşi ve umami. Yani burnunuz tıkalıyken tatlı mı tuzlu mu olduğunu anlayabiliyorsunuz ama sadece o kadar anlayabiliyorsunuz. Tanımlama imkânını sağlayan, yediğimiz malzemenin kokusu. Dolayısıyla koku duyusu kaybı olduğunda bütün o tanımlamayı ve beraberinde gelen o dev gibi haz dünyasını elinizin tersiyle itmiş oluyorsunuz. İntiharla sonuçlanan vakalar var. Majör depresyona kadar gidebiliyor.

Kaynak:Zaman.com

Bir önceki yazımız olan Sonbahar Temalı Dekorasyon Önerileri başlıklı makalemizde Sonbahar temalı dekorasyonu hakkında bilgiler verilmektedir.